Aklımda bin bir düşünceyle eve geldim, biri de sen. Bi mesaj atayım dedim. Arayınca sen, ritmi tutarsızlaştı kalbimin. Sanki telefonu değil de kalbimi aradın. Oyunun ritmi yükseldi, sanki asıl çocuk sıkıcı otobüs yolculuğunu bitirdi ve tekrar seyirciyi kendisine çekti.
Tüm düşüncelerimde adın geçmeye başladı. Durdurulamaz OS işlemleri gibisin, hep ordasın, aklımda.
Seni seviyorum diyemem, ama seviyorum be yavrum. Uzunca bi süreden beri ilk defa. Bana unuttuğum hisleri geri bahşettin. Okuduğumda şaire siktiramk çektiğim iç pırpırlamasının nasıl da yalandan bişey olmadığını hatırlattın. Haksızlık etmişim.
Ah be Kanzu. Senli hayaller kurmak ne tatlı. Ya da belki, sensiz olanlar ne boş. Hayallerin tatlılık fonksiyonunda limiti sonsuza giden toplam halde değişken gibisin. Yanında hep şey önemsiz. Varken sen ıraksıyor olumlu fonksiyonlar.
Ama üzülme nolursun. Nolur üzülme. Her şey hallolur. Olmak zorunda. Keşke her şeyi kontrol edebilsem demiycem, çünkü o zaman da sıkıcı olurdu, ve bu da seni sevmemle çelişirdi. Küçük sorunlar bana senin neden sevdiğimi hatırlatıyor doğrusu. Ah ama üzülme gene de sen. Sen ki, uğruna biyoloji bile öğrenirim. Yeter ki üzülme sen. Sen üzülme.
Ne halt edek, dostların karnı açtı, kıydık menekşe parasına!
Ne halt edek, dostların karnı açtı, kıydık menekşe parasına!
cellat 2